Yine de Olmuyor

Yine de Olmuyor

Hayal kuruyoruz.
Yıkıyoruz yenisi kuruyoruz.
Sonra bir daha aynı zırvalıklar
Bu döngü hep devam ediyor.
Sonra günün birinde arkana dönüp bakıyorsun ki hep yalnız kalmışsın.
Yalnız bırakılmışsın. Ne için. Kim için.
Nelerden vazgeçmişsin. Topluyorsun.
Çıkarıyorsun ama bir tane “sen” yapmıyor. İnancını yitiriyorsun. En çok o koyuyor. Plastik top peşinde saatlerce koşan çocuklardık lan. patlayınca eve gider gizliden ağlardık. Büyüdük güya. Adam olduk. Adam oldukta beceremedik çocuk kalmayı.
Şimdi kendimize sığınacak limanlar arıyoruz. Medet umuyoruz. Umuyoruz.
Cümle içinde umuyoruz. Haykırarak umuyoruz. Türkü söyleyerek ve şiir okuyarak.
Günler gidiyor.
Aylar gidiyor.
Zaman gidiyor.

Umay Umay

Sahi, biz ruhumuzu mu kaybettik?

Sahi, biz ruhumuzu mu kaybettik?

Günümüzde de galip devletler zaferlerini benzer davranışlarla dünya kamu oyu önünde sergilerler, Irak’ın ABD tarafından işkal edilmesinden sonra, Süleymaniye’de Türk askerinin başına çuval geçirilmesi de Türk Milletini aşağılamak, küçük düşürme ve rencide etmeye yönelik yapılmış bir gösteridir.Olay 4 Temmuz 2003’de Irak’ın Süleymaniye kentinde yaşanmış 11 askerimiz alçakça yapılan plan sonucu ABD askerleri tarafından gözaltına alınıp, başlarına çuval geçirildikten sonra Bağdata götürülüp 60 saat hücrede tutularak sorgu ve işkenceye maruz bırakılmışlardır .

İşte bu olayın mimarı ABD’nin Irak’taki kuvvetlerinin komutanı çuvalcı general Ray Odierno İçişleri Bakanın resmi davetlisi olarak önceki gün Ankara’da ağırlandı.Milletimize bu utancı yaşatan Odierno’nun resmi olarak ülkemize davet edilip üst düzey protokole tabi tutulması karşısında ilgililerin duyarsızlığı ve sivil toplum örgütlerinin sessiz kalmaları toplum olarak içinde bulunduğumuz ruh halinin ulaştığı boyutu göstermesi bakımından düşündürücüdür..

Askerin başına çuval geçirilmesinde ki duyarsızlığımız, kronik olarak pek çok konuda aynen devam etmektedir.

Açılım rezaletiyle başlatılan yıkım projesine, sanatçılar da dahil edilerek açılıma meşruiyet kazandırılmak istenirken , gündem sarıkız,kafes,eldiven, Ergenekon,balyoz gibi darbe senaryoları meşgul edilip ,ülkenin en önemli sorunlarının kamuoyundan gizlenilmesi karşısındaki tepkisizlik ve suskunluk.

Ekonomik krizin yoğun olarak yaşandığı ülkemizde, işsiz sayısının milyonlarla ifade edilmesine rağmen, işsizliği gidermeye yönelik tedbir alamayan iktidarın, TEKEL işçilerinin özlük haklarını gaspına karşı milletçe gereken tepkinin verilemeyişi,verilen tepkinin sendikal düzeyde ve bireysel tepkilerle sınırlı kalması,

Kamu kurum ve kuruluşlarının güven erozyonuna uğratılması,savcıların,yargıçların telefonlarının dinlenmesi Yargıtay Başkanı ”Yüksek yargıda yangın var,ateş bacayı sardı baskı altındayız ”ifadesi, Genel Kurmay Başkanın “ Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı, asimetrik psikolojik harekat var, tehdit altındayız” yakınmasına karşı tepkisizlik ve sessizlik..

TÜRK’ÜM demenin etnik ayrımcılık olarak yorumlanıp,TÜRKİYELİLİK kavramının ders kitaplarına ve yeni hazırlanacak Anayasaya koyulması düşüncesinin karşı sivil toplum örgütlerince, milletçe duyarsızlık ve suskunluk..

Millet olarak ,başımıza geçirilen çuvala,Kürt açılımına, ortaya atılan darbe senaryolarına ,yabancılara satılan liman ve bankalara, aşsızlığa, işsizliğe,telefon dinlemelerine,hak arayan işçilerimizin coplanıp,ıslatılıp açlık ve ölüm oruçlarına mahkum edilmeleri karşısında suskun ,tepkisiz kalınırken;

Başbakanın geçen gün eşi Emine Hanımefendinin başının türbanlı olduğu için GATA’ya alınmadığını, konuyu üç yıldır milletimizden saklamasındaki nedeni “ anlatırsam ülke bunu kaldırmaz,ülkemde gerilim istemiyorum” cümlesine bağlaması Cemil Meriç’e haklılık kazandırmıyor mu?

Ne diyordu Cemil Meriç,“İnsan en değersiz şeyini kaybedince, her şeyini kaybettiğini anlar” Sonrada ekliyordu. “Türkiye ruhunu kaybetti”

Sahi, biz ruhumuzu mu kaybettik ?

Fahrettin AKSOY (12 Eylül 2011)

Bir Damla İstiyorum

Bir Damla İstiyorum

Üzerimde Bir Ağırlık, Yorgunluk, Bezginlik Haykırılmayı ve Duyulmayı Bekleyen Bir O Kadar İsyanlarım Var.

Dardayım.

Kendime Yetemediğim Anlar’dayım.

Huzurdan Sayılabilecek Tüm Güzellikten Uzakta ve Bir Savaş İçerisindeyim Kendime Yetmez Anlarım’la. İsyanlarım Beni Yutuyor ve Tarifi Zor Bir Hiçlik, Boşluk İçinde Kayboluyorum.

Huzur Adına Güzellik Adına Elde Edeceklerim İçin Gençliğim Hep Bir Engellerle Boğuşmakta Geçti, Geçiyor!

Yorgunluğun Bezginliğin Verdiği Ağırlıktan Üflendiğinde Bütünlüğünden Ayrılmak, Parçalanmak İsteyen Bir Beden ve İsyanlarına Sahibim.

Bu Beden Hep Duyulup Anlaşılmayı Bekliyor.

Ne Duyan Ne de Anlamak İsteyen.

Huzuru var Eden Güzellikten Bir Damla İstiyorum.

Bir Damlaya Açlığım Büyüyor.

Bedenim Ölüyor.

Fahrettin AKSOY
2013 Nisan 26 Cuma

Acım Mı? Geçmedi… Alıştım Sadece

Acım Mı? Geçmedi… Alıştım Sadece

Kalır gibi gidişlerini izledim önce, sonra gider gibi kalışlarını… Ve anladım ki ne sen gidebiliyorsun ne ben kalabiliyorum. Öyle bir hayat yaşıyoruz ki şimdi; ağlamak gülmenin mahkumu, gülmek ağlamanın gardiyanı gibi sanki…

Ve anladım ki ne seninle ağlayabiliyorum, ne de sensiz gülebiliyorum.

Belki de sen aşka aşıktın, ben üstüme alındım bilmiyorum. Bir gün gerçekten seni terk edebilecek miyim onu da bilmiyorum. Üzerine sinen benin kokusunu duymadan yaşayabilecek misin?.. Çünkü, senden geriye sadece sen kalana dek terk edilmiş olmuyorsun.

İnsan yaşadığı anın değerini yaşadıklarından ötürü değil, neler yaşayacağını bilmediğinden ötürü bilmez. Seni çok seviyorum; bir gün seni terk etme gücümü kendimde bulup bulamayacağımı bilmeye bilmeye… Anlıyor musun?

Gel “biz” olalım demek kolay… Benimle hiç olur musun?

Acım Mı? Geçmedi… Alıştım Sadece

İnsanlar geçmişlerine en büyük ihaneti unutarak yapar. Benim geçmeyen geçmişim hep şimdimde duruyor. Anılar unutmayı zorlaştırmak için verilmiş cezalardır sevgilim. Ben bu cezaya gülümsüyorum. Senin bıraktığın hiçbir şey ardımda kalmadı benim. İnsana en uzak düşen şey, bilerek geride bıraktıklarıdır çünkü… Kalbimdeki yerine hiç ihanet etmedim. Gidişin hiç bitmedi bende. Kaybedecek de olsam bir yolum vardı sende. Ve hayat o kadar kuralsızdır ki bazen, oyunu kuralına göre oynamak bile kazandırmaz insana. Seni kaybedeceğimi bile bile oynadım bu oyunu. Utanmaktan utanmadan..

Acım mı?
Geçmedi… Alıştım sadece.

Beni mutlu edecek yalanlar söylemeyi öğrendim sensizlikte. Küçük mutluluklara büyüteçle bakmayı bildim. Sustum öylece. Konuşamadım sensizlikle. Gidişini haklı gösterecek uyduruk bahaneler buldum kendime. Sustum öylece… Kimse benim kadar sessiz susamazdı. Zaten o eski tadı da kalmadı susmaların; kime sorsam konuşuyor şimdi. O kadar sustum ki sensizliğe, sessizliğimde boğuldum her gece. Çok düşündüm seni düşünmemeyi. (Düşünmekle olmuyormuş seni düşünmemek). Keşke bana beni nasıl unuttuğunu öğretseydin, belki ben de sana uyardım. Anlamadığım tek şey; bende duran zaman sende nasıl geçiyor?

Acım mı?
Geçmedi… Alıştım sadece.

Ben senden mutlu bir son değil, mutlu bir sonsuzluk istemiştim. Anlamadın! Belki de seni güzelleştiren, hayatın çirkinliğiydi… Bunu da ben anlamadım! Acaba benimle mutlu olduğun için mi beraberdin yoksa ben mutlu olduğum için mi? Bu sorunun da cevabını bırakmadın. Sadece gittin. Aşk ne senin bende gördüğündür ne de benim sende gördüğüm. Aşk; birlikte gördüğümüzdür sevgili. Seninle aynı değilmiş aşka bakışımız. Sen benden kusursuz bir aşk istedin, ben senden yaşanabilir bir aşk. Belki bu yüzyılın insanı değilsin diyeceksin bana ama bence aşk karşındaki insan çırılçıplakken bile gözlerini onun gözlerinden ayırmamaktır sevgili. Bu kadar temiz severken seni, koca bir hayatı kirletip terk ettin beni. Bu hayat seni unutabileceğim kadar uzun değil sevgili.

Acım mı?
Geçmedi… Alıştım sadece.

Sen bir katilsin ama suç işlemedin. Suç işlemeden katil olanlar sadece kalp kıranlardır. Keşke “beni” öldürseydin; kalbimi değil! Üzülme sakın. Yaşayan ölülere yas tutulmaz sevgili. Ağlarken bile güzel kalmayı becerebilen yüzünle hatırlıyorum seni. Bensiz de yaşayabilecekken, beni tercih edendin o zamanlar. Nasıl da inanmıştım konuştuklarına. “Sevdim” demiştin, hatırla. Oysa sevilmekten önce güvenilmek isterdim ben. Daha ilk kıskançlığımda çekip gittin. Kıskanmak aşkın bencil yüzüdür sevgilim. O kadar da mı hatrım yoktu sende? Aşkı meslek edinmiş yüreğin meğer ne kadar da hazırmış her yeni başlangıca hazin bir son bulmaya… İçindeki eksikliği boşluk zanneden sevgilim; şimdi gözlerimizin her çarpışmasında kırılan kalbimin parçaları hayatıma batıyor biliyor musun?

Acım mı?
Geçmedi… Alıştım sadece.

Aramıza kaç dünya girdi kim bilir? Senden sonra öyle büyük bedeller ödedim ki… Senin yalan ve ihanete ödediğin bedelin çok daha ağırını ben dürüstlüğüme ödedim. Ömrüne kattığın mutluluğu, benim hayatımdan çalman doğru muydu sence? Gözlerin beni ararken benden önce kaç gözde kirlendi kim bilir? Bunun hesabını hiç sormadım ben sana. Ama sen geçmişimi kabullenemediğin için, geçmişime sahip olmaya çalıştın. Benim olmak için değil, ait olmak için sahiplendin. Yine yanıldın! Değişirsin diye çok bekledim. Ve anladım ki insan değişir ama bizi asıl üzen hiç değişmeyenlerdir. Yaralar acıyı saklar, izleri hayatı gösterir. Gözlerini biraz aralayabilseydin, sana aydınlığı öğretecektim. Şimdi geceyi yak ki ışısın. Gidişini affetmeyişimdendir bu gaddar halim. Senden çok daha alaları beklese de kapımda, ben şairim; kıyamam turnayı gözünden vurmaya…

Acım mı?
Geçmedi… Alıştım sadece.

İnsanı yaşatan ve ayakta tutan umutların, bir gün insanı öldüren umutlara dönüşmesi ne acı. Hâlbuki bütün bunlara ne gerek vardı? Hayat beni sensizken de uzun uzun öldürüyordu zaten. Ah bir de ölmeyip böyle benim gibi yaralı kaldın mı vay haline. Zamanla biter diye diye zamanı bitiriyor omzunda ağladığın dostların. Hâlbuki zaman acıyı bitirmez, dönüştürür sevgilim. Doğru tecrübeleri körelten, yanlış sıralamalardır. Başlamak bitirmenin yarısıysa, yanlış başlamak hatanın tamamıdır. Yanlış aşkta kazanmaksa, aslında kaybeden olduğunu bilmemekmiş… Bütün bunları bana sen öğrettin. Bilmeden… Her “yeniden”, gerçekten yeniydi eskiden. Şimdi her başlangıç, bitişini ezbere bildiğimize merhaba demek yeniden ve yeniden. İşte hayat böyle susturuyor insanı bazen. Başlıyorsun ama sonunu getiremiyorsun. Her şey o bildik ayrılığa çıkıyor çünkü… Böyle zamanlarda basiretin bağlanır, dilin kurur, kalbin donar. Başladığın cümleni kendin bitiremezsen, noktayı başkası koyar.

Acım mı?
Geçmedi… Alıştım sadece.

Şimdi içimde varmaktan çok bir gitme isteği. Zaman o kadar cimri ki; hiçbir saniyesini vermiyor geri. Zamanın değerini daha iyi anlıyorum bu yalnızlık yolunda şimdi. Ki beni zaten bu kalabalıklar yalnızlaştırdı sevgili. Yalnızlık tek başına taşınır. Sakın yanlış anlama, kendimi yitirmiş değilim, sadece sende kayboldum o kadar. Hayat sunduğu her engelin arkasına bir mutluluk saklıyor. Elbet yolumu bulurum yine. Elbet yine mutlu olurum. Kış geldi bak, ayrılığımızın beyaz çölü. Yine bahar gelecek, yine mevsimler dönecek ama gelecek de bir gün geçecek. Bu kadar konuştuğuma bakma. Aslında ben sana hep susacaktım ama sen kelimeleri ağzımdan çaldın. Ah sevgili… Beni benden alıp gittin; içimde bensizlik dışımda sensizlik var şimdi. Sadece şunu merak ediyorum; hiç ağlamıyor musun özlerken? Bu kadar mı yoruldun benden?

Şimdi son sözüm sana şu sevgili: bazı erkekler adam doğar, bazıları sonradan adam olur. Ben aşkı nimet gibi başımın üstünde taşıdım; bundandır boyun eğmeyişim. Riski bazen kazanmak, bazen de elindekini kaybetmemek için alırsın. Hayat böyle işte korkun kadar kaçar, cesaretin kadar savaşırsın!

Acım mı?
Geçmedi… Alıştım sadece.

Aşkımın Nefreti

Aşkımın Nefreti

Böyle gitmeseydin keşke
Sevmek hep böylemidir sende ?
Bir öncekini dağlayıp, bir sonrakine ağlarmısın hep?

İnsan hakettiği kadar anlatılır
Sana biraz cömert davranıyorum
Cümlelerim bir hayli büyük
Büyüktü açtığın yaralar
Bu yüzden dar geliyor bana satırlar
Hakkındı bu şiir
Ne yazsam yinede senin kadar olmazdı anlatım bozukluğum.
Ömürlük bir sevdayı tek bir gecede dalkavukça kovan bir kadınsın sen.
Daha ne söylememi istersinki ?
Cümlesi yetersiz ozanların yazamadığı
Kalemimin kan damlası
Aşkım’ın nefretisin sen.

N’olurdu yitirmeseydin kendini bu kadar bende.
Unutacak kadar onurlu olsaydın ya sadece
ya da hatırlayacak kadar kalsaydım sende .
Olmadı işte yapamadın yar !
Kalmayı bırak
Gitmeyi dahi beceremedin.
Suskunluğum kelime eksikliğimden değil
Bunca zaman uğruna değebilecek nefretleri topladım yerden.
Benim için kaybedilmiş ne varsa
Hepsi sendin
Herşeydin
Herşeyimi kaybettim…
Şimdi tek bir geceyle HERKESSİN sen !

Ne kadarda kolaydır aşk sen gibilere
Onlarcasına seviyorum demek
Elini eline sürmek
Nefesini nefesine düğümlemek
Oysa AŞK,
Biniyle bir defada ölmek yerine
Seninle bin defa ölmekti bende !
Cümlelerim anlamsız
Sen varsın ya ardında bu yüzden tanımsız.
Anlamını algılayacak kadar fikri hür biri olsaydın eğer
Kendini ihanetlere hapsetmezdin
Vurulmazdın böylece zindanlara.

Öyle bir nefret varki içimde
Seni tek bir geceyle sabah etmem,
Tek bir şiire söz etmem
ve tek bir resme çerçeve etmem
Sevgim kadar büyüktür nefretlerim
Öylece cümleleri ziyan etmem
Sana susarım ben sadece
Bilirimki aşkımın nefreti susarak büyür
Konuşarak küçülür içimde !

Şiir: Fadıl Serbest
Yorum: Kahraman Tazeoğlu