Yıkıldı Duvarlarım

Nisan 8th, 2010

Küçücük bir söz bile söylemedin
Acım vardı hiçbir şey demedin
Gittin anlamsız kaldı gecelerim
Önümde sorular ve alışkanlıklar

Söz, söz tutulmak için verilirmiş sevgilim
Vazgeçtin işte benden ve bu şehirden neyleyim

Yıkıldı duvarlarım
Önümde binlerce insan
Aşkım bir hiç
Sonu yerle yeksan
Yıkıldım derin
Kalbim delik deşik
Ömrüm senin
Nerdesin koca adam

Hiçbir ben kalmadı ardında bıraktın
Benden geçti artık anladım
Arkamda kocaman dağlar vardı
Önümde birsürü çıkmaz yollar

Dunning-Kruger Sendromu

Nisan 7th, 2010

Televizyon izlerken birilerine bakıp da “Ya bu adam bu sığlıkla nasıl buralara kadar gelebilmiş” diye düşündüğünüz oldu mu hiç?

Ya da işyerinizde sizinle aynı ya da daha üst aşamada bir görevde olan bazıları, sizde büyük bir şaşkınlık uyandırdı mı?; onlara bakıp “Bu cahillik, kendini bilmezlik nasıl fark edilmez?” diye iç geçirdiniz mi?

Justin Kruger ve David Dunning adlı iki ABD’li bu hissi çok yaşamış olacak ki, iki psikiyatri uzmanı, 10 yıl kadar önce bir teori ortaya attı: “Cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır.”

Ve bunun üzerine bir araştırma başlatıldı. Fizyolojik ve zihinsel alanda yapılan çeşitli uygulamaların sonucunda şu bulgulara ulaşıldı: Read the rest of this entry »

Yalnızsındır.

Nisan 5th, 2010

Yalnızsındır… Ama yanında hep bir ruh gezinir durur. İnanırsın. Bilirsin. Senden hiçbir şey beklemez. Hiçbir şey istemez. Göremese de sesini bile duyamasa da yine büyüktür sevgisi ve gerçektir… Aşkın, sevgilin, dostun, arkadaşın, doktorun, ilacın, sırdaşın olan bir kişi vardır yeryüzünde bilirsin… Senin sevdiğin her şeyi sever, sevecektir, senin kızdığın her şeye hak verecektir, senin baktığını, o izleyecektir, senin dinlediğini, söylediğini, o içinde hissedecektir. Hayat akar gider ama o zamanın varlığını bile siler geçer…

Beş Kimseyle Arakdaşlık Etmeyin.

Nisan 4th, 2010




Câfer-i Sâdık (r.a); “Beş kimse ile arkadaşlık etmeyin” buyuruyor:

1- Yalancı: Ona karşı uyanık ol, her zaman aldatabilir.

2- Ahmak: Sana iyilik etmek istese de, anlamadan kötülük yapar.

3- Bahil (Cimri): En çok lâzım olduğunda bırakıp gider.

4- Korkak: İhtiyacın düştüğü zaman kaçar.

5- Fâsık (Günahkar): Seni bir lokmaya, hatta daha az bir menfaate satar.

Mart 24th, 2010

Kendinizi pahalı zannetmeyin hepinizin indirim günlerini biliyorum…

Türkiye’ yi bölüyorlar, kör müsün?!..

Mart 21st, 2010

Ellerine terör örgütünün sözde bayrakları, apo şerefsizin posterleri ve kendilerine militan havası veren kıyafetlerle ülkemin topraklarında TÜRK bayramı olarak bilinen bayramı kutlayanlar.

Sahiden Ruhumuzu Kaybetmişiz Biz.  Sahiden

“Nevruz Bayramı, baharın gelişini, doğanın uyanışını temsil eden bayram”

Bayram gelmiş neyime anam anam garibem.  Değil mi böyle söyleye söyle  tükettik kavramlarımızı eee sen biz yaşamasak sahiplenmesek sahiplenen yaşayan çıkar elbet cıkıyorda kendilerine militan havası veren ellerinde apo piçinin posteri ile sahiplenen çok olur meydanda kurtlar yok kocamış artık tilkiler cirit atıyor… kendimiz ettik suçluyuz…

21 Mart bütün varlıklar için uyanış, diriliş ve yaradılış günü olarak kabul edilerek kutlanır…

uyanan TÜRK değil uyutulan TÜRK,
dirilen TÜRK değil diriltilen pkk’lı kürt

hadi kardeşlerim hadi dirildiklerini sanan pkk’ lı kürtlerin sevincini paylaşalım zorumuza gitmesin. biz uyuduğumuz için titreyip geçmişimizi örnek alıp özümüze dönmediğimiz için sempatizan özentili olduğumuz için  dirilen biz değiliz alkış tutalım dirildiklerini sananlara kardeşlerim hadi yaptığımız başka ne var ki… ya kına yaktık. yada  alkış tutuk başka… başka ne…

bağlarımızı çürütmüş biz özümüzden kopmuşuz. bağları kopan milletler tükendiler. tükeniyoruz… durumumuzdan da çok memnun gibi duruyoruz.

Kelime manası “yeni gün” anlamına geliyor.

yeni günümüz hayırlara vesile olsun. güne merhabayı vatan topraklarımızda pkk bayrakları apo şerefsizin posterleri açıyoruz hayırlara vesile olur. demiştim sahi ruhumuzu mu kaybettik? ruhumuzu kaybettik.

Ruhumuzu kaybeden bizler artık kına yakma vaktidir.

Fahrettin AKSOY / 21 – Mart – 2009

Ey Türkoğlu… Kendine gel kendine!
Devletini deliyorlar kör müsün?
Düşmeyelim şu Batı’nın fendine
Kırk elekten eliyorlar, kör müsün?

Batı hep böyledir, borç verir önden,
Vatan ister vatan, yurt ister senden.
İktisadî yönden, coğrafi yönden,
Kuşatmaya alıyorlar, kör müsün?

“Türkiye, Türklerden nasıl alınır?”
Hesabı yapanla dost mu olunur?
Hangi dağda hangi maden bulunur,
Bizden iyi biliyorlar, kör müsün?

Batılı diyor ki “şu kanun gerek”,
Biz de sanıyoruz bal ile börek.
“İnsan hakkı”, “demokrasi” diyerek,
Ne hainler buluyorlar, kör müsün?

Hain çünkü; bunlar almış doları,
Alınca Batı’ya vermiş yuları;
Bunlar şu AB’nin kadim kulları!
AB diye meliyorlar, kör müsün?

Bazınız belki der; “kim bunlar, nerde?”
Nerde deme nerde, bunlar her yerde;
Şehirde, kazada, hatta köylerde,
Akılları çeliyorlar, kör müsün?

Bunların içinde kim yok ki, oof, of!.
Kimisi medyatör, kimisi prof.
Seçtiklerin bile kof çıktılar kof,
Aynı telden çalıyorlar, kör müsün?

Son seçimde vebal attın boynundan,
Müslüman seçmiştin, emindin bundan!.
Bunun bile haç çıkıyor koynundan,
Frenk kıçı yalıyorlar, kör müsün?

İşte bu AB’ci aydın(!) zevatlar;
AB’yi överken göbeği çatlar!..
Pamuklar, yamuklar, bazı gavatlar,
Ermenici oluyorlar, kör müsün?

AB için her bağımız hiç artık,
Kan bağıymış, dil bağıymış geç artık,
Türkiye’de Türküm demek güç artık,
Türk adını siliyorlar, kör müsün?

AB ne yapıyor, bak vurup vurup?..
Mozaik diyorlar mermeri kırıp!..
Kürt’ü Türk’ten, Türk’ü Kürt’ten ayırıp,
Dilim dilim diliyorlar, kör müsün?..

Sonra Kürt’ün çocuğunu kandırıp,
“Hasan Sabbah” gibi tam inandırıp,
Büyütüp besleyip, silahlandırıp,
Üstümüze salıyorlar, kör müsün?

Bırak be milletim, gafleti bırak!
Aç gözünü artık, şu piçlere bak!
Vatanında bayrağını yırtarak,
Ay-Yıldız’ı yoluyorlar, kör müsün?

Açık artık felakete gittiğin,
Günden güne tükendiğin, bittiğin!
Davul zurna ile asker ettiğin,
Evlatların ölüyorlar, kör müsün?

Kör müsün diyorum, hiç kızma, affet;
Zıvanadan çıktım, nedir bu gaflet?
Savaş var karşında devlet yok devlet,
Sinsî sinsî geliyorlar, kör müsün?

Bakın yankiler’le verip el ele,
Çakalken it oldu iki hergele!..
Talabani bile, Barzani bile,
Paçamıza dalıyorlar, kör müsün?

Zaten PKK’yı kuran da Batı,
Kurup arkasında duran da Batı,
Bizi sırtımızdan vuran da Batı!..
Ensemizde soluyorlar, kör müsün?

Bitsin artık “dostuz, mostuz” mavalı,
Gördük işte en dost olan düveli!
Başımıza kim geçirdi çuvalı?!..
Bir de kıs kıs gülüyorlar, kör müsün?

Vaşington, Brüksel, Strazburg, Roma,
Arif, bunlar dost mu olur adama?
Felaket tellalı değilim ama,
Türkiye’ yi bölüyorlar, kör müsün?!..
Ozan Arif

Bir kaç güzel söz…

Mart 20th, 2010

MevlanaFeryat ki feryadıma imdad edecek yok…Yazık ki gamdan beni azad edecek yok…Tesiri muhabbetle yıkılmış güzel amma…Virane gönlü bir daha abad edecek yok…

Ey gönülden günah işlemeye istekli olan, nefsânî arzularını gizlice tazeleyen kişi, sen, imanı tazele, fakat yalnız dilinle söyleyerek değil de kalbinle tazele. Nefsânî istekler, şehvânî arzular tazelendikçe iman tazelenmez, çünkü şehvetin, nefsin dileğine uymak Hakk kapısını kapar, kilitler.

Gerçek bir Allah adamının eline sıkıştıracağın bir akçe,başkalarına vereceğin yüz akçeden daha makbuldür.Çünkü o bir akçe hayır yoluna gider.”Allah’a ödünç verin,”buyurulmadı mı?Hakkın eli vardır diyorlar.”Sadaka yoksunun eline düşmeden önce Allah’ın eline düşer.” Yüzlerini Allah erlerinin hizmetine çevirmiş olanların ellerindeki bir akçe böylece değer kazanır.Çünkü o da bunu böyle bir hayıra sarf edecektir

Bu aşk, hep akıllı, hep uyanık kişileri öldürür. Hem de kılıç olmadan baş keser. însanı darağacına asmadan öldürür.Biz misafirini yiyen bir kimseye misafir olduk. Dostu öldüren birisine dost olduk.Aşk, Yüsuf gibi görünür, kurtlar gibi parçalar. Mü’min gibi görünür, kafır gibi öldürür.Bize sevgi gösterse de, yahut öldürse de acıyarak, usulüne göre öldürsün diye ona gönlümüzü verdik.

Nefsine hakim olan kahramanın gürlemesi, lafla değildir. Gönülden gelir. Can, buluttan doğan şimşek gibi, bedenden çıkar, fakat bir an bile aynı halde kalamaz.Nefsine hakim olan kişinin başını ecel kılıcı asla kesemez. Çünkü bu baş yücelmiş, ta arşa kadar ulaşmıştır.Nefsanî arzulardan temizlenmiş gönle, elem, keder, gam, gussa giremez. Dünya gamları onun neşesini artırır.

“İsteklerimi yerine getirmen, çaresiz gönlümü memnun etmen lazımdır. Çünkü bu şehirde, herkes senden ve benden söz etmektedir. İster gönlünü katılaştır, bana sert davran, ister yumuşak ol beni okşa. Sert bir kayanın içinden fışkırıp çıkan tatlı bir kaynak gibi akacak ve bana geleceksin…

Şu gülü görüyormusun; Yaşam veren sudan en çok o aldığı için diğerlerinden daha fazla açmış ama ne yazık ki bunun sonucu olarak diğerlerinden daha erken kuruyacak…

“Ne duruyorum, ne yürüyorum, üzengideki ayak gibi…Ne susuyorum, ne konuşuyorum, kitaptaki yazı gibi…Ne varım, ne yokum, gülsuyundaki koku gibi…”

“Koyunun kurttan kaçmasına şaşılmaz; şaşılacak şey bu koyunun kurda gönül vermesidir!”

“Sevgilim, senin güzel kokun, ben kölenin burnundan asla gitmedi. Güzel yüzünün hayali de, gözümün önünden gitmedi. Senin istediğin gibi, gece, gündüz ömrümü harcadım durdum, bütün ömrüm geldi geçti; fakat senin isteğin, arzun bitip tükenmedi.”

“Ben seni dönen değirmen gibi döndürür, şaşkına çevirir, hayran ederim. Dönen top gibi seni evirir, çevirir, kendinden geçiririm.” Sen dedin ki: “Ben de gider, başkasıyla uzlaşırım, başkasıyla dost olurum.” Sen, beni bırakıp gider de başkasıyla uzlaşırsan, seni hemen yıkar perişan ederim…”

“Seninle birlikte olduğum zaman sevgiden, dostluklar yüzünden uyuyamam. Sensiz olduğum vakit de inler dururum, üzüntüden gözümü kapayamam. Şaşılacak şey!… Her iki gece de uyanığım; fakat sen bu iki uyanıklığın arasındaki farka bak sen, gör…”

Sana merhamet etmede, okşamada anandan, babandan daha ileriyim. Sana; onlardan daha fazla acırım. Seni belalarla, dertlerle imtihan edişim, seni sevmediğimden ötürü değildir. Senin olgunlaşman, pişkinleşmen içindir.

Şu dünyada öteye beriye koşan bir serseri olmasaydın, varlığından geçseydin, sırları keşf eden İsa sayılırdın, sana kıl kadar bir şey bile gizli kalmazdı.

Sen’inle buluşma, sana kavuşma arzusuna kapılmıştım da, bu arzuda ısrar etmekte idim. Sen’in vefana erişmek için bu vefalı canımı vereceğim, ölüp gideceğim.

Ey sözler söyleyen, harfler saçan, sus artık! Mezarlıkta yatan, konuşmayan, susanlar gibi kulak kesil; halka tercümanlık etme! Kendi halin, senin hal yönünden, hal dile ile söyleyen sözlerin nerede?

Sus artık; zaten söz herkese kolay görünür. Ama, binlerce kişi arasında onu anlayan bir kişi bile çıkmaz

Aşıkların halkasına katılmazsan, bu halkadan çekinirsen bil ki gönlün ölür, donmuş, buz kesilmişlerden olursun.Dünyanın güneşi olsan, bulut gibi kararır gidersin; ilkbaharsan güzün yolunu tutarsın. Boş kâse gibi içinde birşeycikler yoksa suyun üstünde oynar durursun; fakat dolu oldun mu,havuzun, ırmağın dibinde yurt edinirsin.

Her sabah hüzünle karışık bir umut var içimde, Sensizliğin hüznüne yeni bir günün seni getireceği umuduyla başlıyorum, Her doğan gün yeni bir umut yeni bir arayış benim için… Belki sana kavuşacağım güne birgün daha yaklaşıyorum!!! ‘Marifet dönmek değil,bulmaktır!.. En güzeli: Bıraktığın yerde durmaktır..!

Bir bölük halk deniz gibi köpürüyor,bir bölük halk dalga dalga secdede.Bir bölük halk kılıç gibi savaşıyor,bir bölük halk kanımızı içmede.

Güç iştir çünkü bir tarihi insan gibi yaşamak;Bir hayatı insan gibi tamamlamak güç iştir.Birazdan akşam olacak sevgilim;Bütün heybetiyle akşam olacak.Sevgilim,diyorum,oysa kimsecikler yok yanımda;Bilmiyorum kime sevgilim dediğimi.Bildiğim bir şey varsa;O kadar yeni bir anlamda söylüyorum ki bu kelimeyi.Unutup birden zamanı ve yeri;Onunla bir günü kutluyorum coşarak.Onunla bir günü kutluyoruz sanki…

Bir aşkı yaşamak, bir aşkın bilinmesinden bambaşka değil miydi?Ve bu ikisini ayıran duman, yani bir aşkı bizim yapan..Bu dumanların hepsi gibi varsın şimdi de..Acele etme yoksun belki..Ben herşeyin bir bir yokolmasına o kadar alıştım ki..Ve her şeyin bir bir varolmasına o kadar alışacağım ki!Bilirsin neler için çarpmıyor bir yürek.

aratmaktır ya da sevgilinin toprağından yaratılmak,Her nefes alıp verişte yanmaktır aşk.İsmaili bir gönülle teslim olmaktır bıçağa,Birini kandırmak değil, bilerek kanmaktır aşk.Diline arılar konar, koynunda karıncalar gezer,Sevgilinin ölçeğiyle her zaman sınanmaktır aşk.İsrafil`in Sur`unu ruhunda duymaktır aşk,Suyu suyla yumak gibi aşka inanmaktır aşk.

Durmadan suçlusunuz..Durmadan suçlusunuz..Durmadan suçlusunuz ve artık kendinizi..Gücünüz yok ödemeye.Giderek siz oluyorsa bütün bir kalabalık..Yüzünüz yüzlerine benziyorsa, giysiniz giysilerine..Ansızın bir hastanın kendini iyi sanması gibi..Gücünüz yetse de azıcık bağırsanız..Bir yankı : durmadan yalnızsınız..Durmadan yalnızsınız.

Eskiden iyilik yaparlardı söylemezlerdi. Sonra hem yapmaya hem de söylemeye başladılar. Şimdi ise yapmıyorlar fakat söylüyorlar.

Her şeyin değeri ödenen bedel kadardır. Atadan dededen kalan, yolda belde bulunan şeyin değeri olmaz. Zira bir şeyi ucuza alan ucuza verir. Cahil çocuk yolda bulduğu incinin kıymetini ne bilsin. Aslında o çocuk sensin; inci de ata mirası olan dinin. Sen o hazineyi beşiğinde hazır buldun, sahip olduğun şeyin farkında olmayışın bundan.

Ey yüzü gönül kabesi,can kıblesi olan güzel.Derdinden mum gibi yandım,eridim.Ey can şulesi örtüyü kaldır,yüzünü aşıka göster,göster ki aşık,kendi elleriyle can hırkasını yırtsın,parçalasın.

Sükut eyledim, Kahrı var dediler. Biraz söyledim, Zehri var dediler.Sustum,kahrından susuyor dediler; biraz konuştum, Zehrini kusuyor dediler…

Sen, duru bir su gibisin; bu duru suyu, yaptığın kötülüklerle bulandırma, gönlünü örtme! Gönül gözünün önüne günah perdesini çekme; yapma bu işi..Hakk yolunda nice savaşlar var! Öyle her yol başında durma; vakit geçti, gün bitiyor! Sense, lüzumsuz şeylerle oyalanıp duruyorsun!

Sen, gamlar içinde bulunduğun halde neşeli ol;vefasız olan, vefa nedir bilmeyen şu dünyada, sen vefalı ol!

Ben hasta aşık, alemin etrafında dönüp dolaştım.Kimseden bir derman görmedim. Sonunda onun derdini buldum. Baktım ki,onun derdi, benim dermanımı da elimden almış. Senin de gönlün yanmış yakılmış ise, buyruğuma uyar da derdin etrafında döner dolaşırsan elbet dermanını bulursun.

şk,kendine lâyık olmayana olur mâni,eğer aşk olmasaydı,görünmezdi hiç sâni,aşk harflerinin anlamı nedir,bilir misin?ayın,âbid;şın,şâkir ve kaf harfi de kâni!

Senin aşkın konusunda bana nasihatın ne faydası olur? Zehir içmişim, şeker bansan kar eder mi? Benim için ”Onun ayağına zincir bağlayın” diyorlar Halbuki deli olan gönüldür, ayağıma zincir vurmak neye yarar.

Ben bir balığım, aşk ise daldığım bir derya.Aşktan gözlerim yaşlı olsa da o derya göz yaşımı nerden bilir? Başımı o denizden çıkarayım desem, balığım ya; nefesim kesilir!

Kadın ve Şeytan

Mart 19th, 2010

İnsanlığın ilk var olduğu dönemde, adamın biri şeytanı yakalamaya karar vermiş. Ancak bunun için 40 yıl Tanrı’ya ibadet etmesi gerekiyormuş. Karısıyla, dostlarıyla ve bütün dünyayla ilişkisini kesmiş, kendisini ibadete adamış. 40 yıl sora Tanrı, ibadetinin karşılığı olarak ona ağzı kapalı bir şişenin içinde şeytanı sunmuş.

Artık özgürmüş adam. Dünyada neler olup bittiğini görmek, nelerin değiştiğini öğrenmek için sabırsızlanıyormuş. Şişeyi karısına teslim etmiş, ona iyi sahip olmasını söylemiş ve dışarıya çıkmış.

Kadıncağız şeytanı çok merak ediyormuş.Ve merakına yenilip şişenin ağzını açıvermiş.

Açar açmaz da şeytan şişeden fırlayıp çıkmış ve gülmeye başlamış. “Merakına engel olamadın ve kocanın 40 yıllık emeğini boşa çıkardın” diye alay etmiş kadınla. “Yok canim” demiş kadın. “Sen hiç o şişenin içinde olmadın ki”. “Nasıl olur?” diye haykırmış şeytan. “Sen de gördün. Şişeden çıktım ben!” “Hiç o şişenin içinde değildin, inanmıyorum buna. Nasıl küçücük şişeye girebilirsin ki?” Kafası atmış şeytanin . “Gireyim de gör!” demiş ve yeniden şişenin içine girivermiş. “İşte böyle.”

Adamın şeytanı hapsetmesi 40 yılını, kadının ise yalnızca 5 dakikasını almış. Şeytan da söyle isyan etmiş Tanrı’ya: “TANRIM, MADEM KADINI YARATACAKTIN, O ZAMAN BENİ NEDEN YARATTIN?”

Acı Hatıralar

Mart 9th, 2010

Acı HatıralarAcı hatıralarla bu evde
Bitmekte gün yine kederli…
Sıkıldım bu sefer hakketen
Büsbütün dağıttım kendimi…

Ben bu saatten sonra hizaya gelsem ne olur?
Ben bu saatte sevdayı bulsam ne olur?

Aklıma gelenleri söylemem lazım
Lafımın arkasaında durup dönmemem lazım
Eğilmeden, kırılmadan dimdik ayakta
Hatta, belki bu şehri terketmem lazım…

Sahi, biz ruhumuzu mu kaybettik ?

Mart 7th, 2010

Cemil Meriç,“İnsan en değersiz şeyini kaybedince, her şeyini kaybettiğini anlar” diyor.. Bununla ilgili olarak da Pers Kralı Kanbis ile Mısır Kralı Samanet arasında yaşanılan olayı anlatır…
“Pers İmparatoru Kanbis Mısır seferine çıkarken zaferinden emindir. Çünkü bütün kahinler ittifak halinde Zühre Yıldızı demişlerdir.Zühre Yıldızı zafer müjdelemektedir.Savaş tam kırk gün kırk gece sürer sonunda Mısır düşer ama önceden müjdelenmiş bu fetih acımasız Pers İmparatoruna kafi gelmez.

Büyük bir otağ kurulması emrini verir otağa Mısır Kıralı Samanet’i de çağırır,mağlup kralı daha da alçaltmak,gururunu kırmak ve halkının gözü önünde küçük düşürmeyi amaçlar..

Muzaffer Pers ordusu otağın önünden zafer kazanmanın ihtişamıyla gururla geçer, onları mağlup Mısır ordusunun generalleri başları önlerinde horlanmanın utancı içinde takip eder, generalleri rütbeliler ve süngüsü düşmüş askerler utanç içinde Krallarının ve halkın önünden geçerler..

Bu utanç verici manzara karşısında Mısır Kralının kılı bile kıpırdamaz,gözünü kırpmadan olanları izler..Sanki mağlup olan onun ordusu değildir..

Sonra Kralın sevgili kızı Mısır Prensesi otağın önünden geçer ,beş paralık bir cariye kılığında saçı başı dağılmış perişan bir vaziyette,Pers ordusunda aşçı yamağı olarak görev yapan birinin saldırısına uğrar, aşçı yamağı prensesi saçlarından tutularak yerde sürükler, elbisesi parçalanır,bunu gören Mısır ahalisinin çığlıkları yeri göğü inletir,görenlerin yürekleri parçalanır fakat mısır Kralının gördüğü bu manzara karşısında da kılı bile kıpırdamaz..

Az sonra Kralın biricik oğlu veliaht prens kolları bağlı,ayakları prangalı iki yanında Pers askeri sürüklercesine Kralın önünden geçirilerek darağacına çıkarıp idam edilir..Yine Mısır Kralının kılı bile kıpırdamaz.idam edilen sanki kendi oğlu değilmişçesine olaya kayıtsız kalır..

Sonunda otağın önünden hizmetçisi geçirilir O ana kadar tepkisiz duran kral birden kendini yerden yere vurmaya,göksünü acımasızca yumruklamaya ve dövüne dövüne avazı çıktığınca iki gözü iki çeşme ağlamaya başlar..

Pers İmparatoru gördüğü bu manzara karşısında hem memnundur, hem de çok şaşırmıştır.Nasıl şaşkın olmasın! Ordusunu,kızını,oğlunu ülkesini kaybeden kral bütün bu olaylar karşısında soğuk kanlılığını korumuşken nasıl olurda maiyetindeki en değersiz hizmetçisinin perişanlığını gördüğünde böyle yıkılmıştır.

Neden ?
“Çünkü insan en değersiz şeyini kaybettiğinde, her şeyini kaybettiğini anlarda” ondan.. .der..

Günümüzde de galip devletler zaferlerini benzer davranışlarla dünya kamu oyu önünde sergilerler, Irak’ın ABD tarafından işkal edilmesinden sonra, Süleymaniye’de Türk askerinin başına çuval geçirilmesi de Türk Milletini aşağılamak, küçük düşürme ve rencide etmeye yönelik yapılmış bir gösteridir.Olay 4 Temmuz 2003’de Irak’ın Süleymaniye kentinde yaşanmış 11 askerimiz alçakça yapılan plan sonucu ABD askerleri tarafından gözaltına alınıp, başlarına çuval geçirildikten sonra Bağdata götürülüp 60 saat hücrede tutularak sorgu ve işkenceye maruz bırakılmışlardır .

İşte bu olayın mimarı ABD’nin Irak’taki kuvvetlerinin komutanı çuvalcı general Ray Odierno İçişleri Bakanın resmi davetlisi olarak önceki gün Ankara’da ağırlandı.Milletimize bu utancı yaşatan Odierno’nun resmi olarak ülkemize davet edilip üst düzey protokole tabi tutulması karşısında ilgililerin duyarsızlığı ve sivil toplum örgütlerinin sessiz kalmaları toplum olarak içinde bulunduğumuz ruh halinin ulaştığı boyutu göstermesi bakımından düşündürücüdür..

Askerin başına çuval geçirilmesinde ki duyarsızlığımız, kronik olarak pek çok konuda aynen devam etmektedir.

Açılım rezaletiyle başlatılan yıkım projesine, sanatçılar da dahil edilerek açılıma meşruiyet kazandırılmak istenirken , gündem sarıkız,kafes,eldiven, Ergenekon,balyoz gibi darbe senaryoları meşgul edilip ,ülkenin en önemli sorunlarının kamuoyundan gizlenilmesi karşısındaki tepkisizlik ve suskunluk.

Ekonomik krizin yoğun olarak yaşandığı ülkemizde, işsiz sayısının milyonlarla ifade edilmesine rağmen, işsizliği gidermeye yönelik tedbir alamayan iktidarın, TEKEL işçilerinin özlük haklarını gaspına karşı milletçe gereken tepkinin verilemeyişi,verilen tepkinin sendikal düzeyde ve bireysel tepkilerle sınırlı kalması,

Kamu kurum ve kuruluşlarının güven erozyonuna uğratılması,savcıların,yargıçların telefonlarının dinlenmesi Yargıtay Başkanı ”Yüksek yargıda yangın var,ateş bacayı sardı baskı altındayız ”ifadesi, Genel Kurmay Başkanın “ Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı, asimetrik psikolojik harekat var, tehdit altındayız” yakınmasına karşı tepkisizlik ve sessizlik..

TÜRK’ÜM demenin etnik ayrımcılık olarak yorumlanıp,TÜRKİYELİLİK kavramının ders kitaplarına ve yeni hazırlanacak Anayasaya koyulması düşüncesinin karşı sivil toplum örgütlerince, milletçe duyarsızlık ve suskunluk..

Millet olarak ,başımıza geçirilen çuvala,Kürt açılımına, ortaya atılan darbe senaryolarına ,yabancılara satılan liman ve bankalara, aşsızlığa, işsizliğe,telefon dinlemelerine,hak arayan işçilerimizin coplanıp,ıslatılıp açlık ve ölüm oruçlarına mahkum edilmeleri karşısında suskun ,tepkisiz kalınırken;

Başbakanın geçen gün eşi Emine Hanımefendinin başının türbanlı olduğu için GATA’ya alınmadığını, konuyu üç yıldır milletimizden saklamasındaki nedeni “ anlatırsam ülke bunu kaldırmaz,ülkemde gerilim istemiyorum” cümlesine bağlaması Cemil Meriç’e haklılık kazandırmıyor mu?

Ne diyordu Cemil Meriç,“İnsan en değersiz şeyini kaybedince, her şeyini kaybettiğini anlar” Sonrada ekliyordu. “Türkiye ruhunu kaybetti”

Sahi, biz ruhumuzu mu kaybettik ?